3. Hukuk Dairesi – E. 2015/343 – K. 2015/13574

Esas No
2015/343
Karar No
2015/13574
İlk Derece Mahkemesi
3. Hukuk Dairesi
Esas No2015/343
Karar No2015/13574

3. Hukuk Dairesi         2017/13454 E.  ,  2017/12069 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİTaraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:Y A R G I T A Y K A R A R IDavacı; epilepsi hastası olduğunu, müşterek çocuğa baktığını, yeniden evlendiğini, davalının ise çalışmaya başladığını, yoksulluğunun ortadan kalktığını ileri sürerek boşanma kararı ile birlikte davalı lehine hükmedilen 200,00 TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.Davalı, nafakanın yetersiz olması nedeniyle çalışmak zorunda kaldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, davalının çalışmaya başladığı ve yaşamını ikame ettirebilmesi için başkalarına muhtaç durumda olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, yoksulluk nafakasının kaldırılması talebine ilişkindir.TMK’nun 176/3.maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.Davacı; davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı iddiasıyla nafakanın kaldırılmasını istemektedir. Bu durumda, öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durmak gerekir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 1998/2–656–688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmediği gibi asgari ücretin üzerinde gelire sahip olunması da yoksulluknafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemiştir. (…07.10.1998 gün, 1998/2–656 E, 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2–1158–1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2–397–339 sayılı kararları). Bu durumda ancak nafakanın miktarını tayinde etken olarak dikkate alınmalıdır.Somut olayda; tarafların 29.01.2013 tarihinde boşandıkları, davalı lehine 200,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği görülmüştür.Davalının ekonomik ve sosyal durum tespitinde; temizlik işçisi olarak asgari ücret karşılığı çalıştığı, kira ödemeden ailesiyle yaşadığı anlaşılmaktadır.Nafaka alacaklısı kadının, elde ettiği gelirin yukarıda belirtilen zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılaması beklenemez. Başka bir anlatımla, davalının eline geçen toplam gelir miktarı, onu yoksulluktan kurtaracak mahiyette değildir.Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, ihtiyaçları ve harcamaları dikkate alındığında, yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları doğrultusunda davalı kadının maaş gelirinin bulunması hakkında hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez. Bu durum yoksulluk nafakasının indirilmesi nedenidir. Bu nedenle davalı kadın hakkında yoksulluk nafakasının kaldırılması hakkaniyete uygun bulunmamıştır.O halde, mahkemece yapılacak işin; tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilip, nafaka takdir edilirken taraflar arasında mevcut olan denge durumu da dikkate alınarak, TMK’nun 4.maddesinde vurgulan hakkaniyet ilkesi gereğince nafaka miktarının makul bir oranda indirilmesi olması gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu yoksulluk nafakasının kaldırılması hatalı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bu nedenlerle yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 
3. Hukuk Dairesi         2016/2832 E.  ,  2016/6636 K
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİTaraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:Y A R G I T A Y K A R A R IDavacı dilekçesi ile; davalı ile 26.06.2015’de kesinleşen karar ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, davalı lehine aylık 200TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, müşterek iki çocuğun velayetinin kendisine verildiğini, inşaatlarda çalışarak geçinmekte zorluk çektiğini, davalının ise sigortalı olarak çalıştığını beyan ile davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.Davalı duruşmadaki beyanı ile; boşanma tarihinde çalışmadığı için kendisine 200TL yoksulluk nafakası bağlandığını, ancak hükmedilen nafakayı davacının ödememesi nedeniyle 2015 yılı Temmuz ayından beri tekstil işinde sigortalı olarak çalıştığını, aylık 1.000TL maaş aldığını, maaşının yetmemesi nedeniyle ablası ve abisinin yanında kaldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece; davanın kabulü ile 7.Aile Mahkemesinin 26.06.2015 kesinleşme tarihli 2014/1406 esas 2015/343 sayılı kararı ile davalı lehine hükmedilen 200 TL yoksulluk nafakasının dava tarihi olan 06.08.2015 tarihi itibariyle kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.TMK.nun 176/4. maddesine göre; “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” Aynı şekilde 176/3. maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır”. Davacı, yukarıdaki yasa hükümleri gereğince; davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı iddiasıyla nafakanın kaldırılmasını istemektedir. Bu durumda, öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durmak gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir ( HGK. 07.10.1998 gün, 1998/2-656 E.- 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları ).Somut olayda; davalı (kadın) boşanma sırasında bir işte çalışmamaktadır. Yaptırılan kolluk araştırması ile boşanmadan sonra tekstil işinde sigortalı olarak çalışmaya başladığı, aylık ortalama 1.200TL gelirinin olduğu, davacının ise çalışmadığı ve gelirinin olmadığı anlaşılmaktadır.Yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları birlikte değerlendirilerek takdir edilmelidir. Yoksulluk nafakası, ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanır. Onun içindir ki bilimsel öğretide: “Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğindedir” şeklinde açıklamalara yer verilmiş bulunmaktadır ( Akıntürk, Turgut: Aile Hukuku, 2. cilt, İst. 2002, sh.294 ). Davalının aylık gelir durumuna göre değerlendirildiğinde, çalışarak elde ettiği gelir ile aldığı nafaka miktarı toplamının, davalıyı yoksulluktan kurtaracak nitelikte bulunmadığının kabulü gerekir.Mahkemece dava tarihindeki şartlara göre davalının yoksulluğunun ortadan kalkmadığı, asgari ücret sınırındaki gelirinin varlığının yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılmasına neden olmayıp indirmeye karar verilebileceği, davacının dava dilekçesindeki kaldırma talebi içinde indirme talebinin de olduğu (çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince) gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davanın tamamen kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

3. Hukuk Dairesi         2015/16747 E.  ,  2016/174 K.”İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : ANKARA 7. AİLE MAHKEMESİTARİHİ : 04/03/2015NUMARASI : 2014/1393-2015/210Taraflar arasındaki nafakanın kaldırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:Y A R G I T A Y K A R A R IDavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalının Ankara 1.Aile Mahkemesinin, 2013/1152 Esas ve 2014/821 Karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, mahkemece davalı lehine aylık 200 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini,nafakanın takdir edildiği tarihte davalının çalışmadığını ancak aradan geçen sürede davalının çalışmaya başladığını belirterek, var olan yoksulluk nafakasının hakkaniyet ölçüleri, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak kaldırılması ile 2014 yılının ağustos ve eylül aylarına ait nafaların toplamı olan 400 TL’ nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde;davanın reddini istemiştir.Mahkemece; tarafların boşanmasından sonra davalının gelir getiren bir işte çalışmaya başlaması gerekçe gösterilerek davanın kabulü ile Ankara 1.Aile Mahkemesinin 2013/1152 Esas 2014/821 Karar sayılı ilamı ile davalı için takdir edilen 200 TL yoksulluk nafakasının davalının işe başladığı tarihten itibaren kaldırılmasına karar verilmiş,hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.TMK’nun 176/3.maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmasızın fiilen evliymiş gibi yaşaması yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz yaşam sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.Davacı; yukarıdaki yasa hükmü gereğince; davalının yoksulluğunun zail olduğu iddiasıyla nafakanın kaldırılmasını istemektedir. Bu durumda, öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durmak gerekir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 1998/2–656–688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmediği gibi asgari ücretin üzerinde gelire sahip olunması da yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemiştir. (HGK.07.10.1998 gün, 1998/2–656 E, 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2–1158–1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2–397–339 sayılı kararları). Bu durumda ancak nafakanın miktarını tayinde etken olarak dikkate alınmalıdır.Somut olayda; davacının serbest meslek sahibi olup,gelirinin tespit edilemediği, davalının ise matbaada asgari ücretle çalıştığı tespit edilmiştir.Nafaka alacaklısı kadının aldığı asgari ücretin; yukarıda belirtilen zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılaması beklenemez. Başka bir anlatımla, davalının eline geçen toplam gelir miktarı, onu yoksulluktan kurtaracak mahiyette değildir.Davalının asgari ücret ile çalışıyor olması nafakanın kaldırılmasına değil, azaltılmasına etki edecek olgulardandır.O halde, mahkemece yapılacak iş; davacının ekonomik ve sosyal durumu ayrıntılı olarak araştırıldıktan sonra tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilip, nafaka takdir edilirken taraflar arasında mevcut olan denge durumu da dikkate alınarak, davalının yoksulluğunun ortadan kalkmadığı kabul edilerek, nafakanın(çoğun içinde azı da vardır ilkesi gereğince) TMK’nın 4. maddesinde vurgulan hakkaniyet ilkesi gereğince, nafakanın uygun bir miktarda indirilmesine karar vermek olmalıdır.Yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde yoksulluk nafakasının tümden kaldırılmasına karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/9825
K. 2015/13574
T. 7.9.2015
• ASGARİ ÜCRET İLE ÇALIŞMA YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRMAYACAĞI ( Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması İstemi – Günümüz Ekonomik Koşullarında Nafaka İle Geçinme Mümkün Olmadığına Göre Davalının İşe Girip Çalışması Zorunluluk Arzettiği/Kaldırma Talebi Azaltma Talebini de İçermekte Olup Mahkemece Sonucuna Uygun Karar Verileceği )
• YOKSULLUK NAFAKASININ KALDIRILMASI İSTEMİ ( Günümüz Ekonomik Koşullarında Nafaka İle Geçinme Mümkün Olmadığına Göre Davalının İşe Girip Çalışması Zorunluluk Arzettiği – Asgari Ücretin Yoksulluğu Ortadan Kaldırmayacağı/Mahkemece Kaldırma Talebi Azaltma Talebini İçerdiği Gözetilerek Karar Verileceği )
• KALDIRMA TALEBİNİN AZALTMA TALEBİNİ DE İÇERDİĞİ ( Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması İstemi – Davalının Asgari Ücret İle Çalışmaya Başlaması Yoksulluğu Ortadan Kaldırmayacağı/Mahkemece Çalışma Olgusu Nafaka Miktarının İndirilmesinde Etken Olarak Dikkate Alınacağı Değerlendirilerek Sonuca Gidileceği )
• NAFAKA İLE GEÇİNMENİN MÜMKÜN OMADIĞI ( Davalının Boşandıktan Sonra İşe Girip Çalışması Zorunluluk Arzettiği – Mahkemece Asgari Ücretin Yoksulluğu Ortadan Kaldırmayacağının Gözetileceği/Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması İstemi )
4721/m.176/3
ÖZET : Dava; yoksulluk nafakasının kaldırılması istemine ilişkindir. Somut olayda, davalı kadın boşanma sırasında bir işte çalışmamaktadır. Kendisine aylık 300 TL yoksulluk nafakası bağlanmıştır. Davalının çalışmaya başladığı iş, her an için sona erdirilebilecek bir iş olup, sabit ve güvenceli bir iş değildir. Geçici işlerde çalışmak yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez. Boşanmadan sonra SGK’lı işe girmiştir.Günümüz ekonomik koşullarında aldığı nafaka ile geçinmesi mümkün olmadığına göre; işe girip çalışması zorunluluk arzetmektedir. O halde;mahkemece, asgari ücretin yoksulluğu ortadan kaldırmayacağı, kaldırma talebi azaltma talebini içermekte olup, bu durumun nafaka miktarının indirilmesinde etken olarak dikkate alınacağı da değerlendirilerek, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı, dava dilekçesinde; davalı ile boşandığını, davalı yararına 300 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, boşanma davası sırasında Adana Valiliğinde 4 C statüsünde işçi olarak çalıştığını, 15/01/2014 tarihinde emekli olduğunu, ancak nafaka kesintisinden dolayı kendisine 115,69 TL ödendiğini, herhangi bir malı mülkü veya gelirinin olmadığını, emekli maaşı ile geçinmeye çalıştığını, davalının 2012 yılı Ekim ayından bu yana sigortalı olarak çalıştığını, bu nedenle davalı yararına hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili,davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
TMK’nun 176/3.maddesine göre; irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın yoksulluğun ortadan kalkması halinde, mahkeme kararıyla kaldırılması mümkündür.
Yargıtay H.G.K.nun 07.10.1988 gün ve 1998/2-656-688 sayılı ilamı ve H.G.K.nun 28.02.2007 gün ve 2007/3-84-95 sayılı ilamların da kabul edildiği gibi, yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.
Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da; “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakasının bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir. ( H.G.K 07.10.1998 gün ve 1998/2-656-688 sayılı kararı, 26.12.2001 gün ve 2001/2-1158-1185 sayılı kararı, 01.08.2002 gün ve 2002/2-397-339 sayılı kararı, 28.02.2007 gün ve 2007/3-84-95 sayılı kararı ). Ancak kaldırma talebi azaltma talebinin de içermekte olup, bu durum nafaka miktarının indirilmesinde etken olarak dikkate alınmalıdır.
Yoksulluk durumu, günün ekonomik koşulları ile birlikte tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Yoksulluk nafakası ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanır. Onun içindir ki; bilimsel öğretide, evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olduğu belirtilmektedir. ( Akıntürk Turgut : Aile Hukuku 2. Cilt İstanbul 2002.8.294 )
Adana 4.Aile Mahkemesinin 2011/519 Esas 2012/287 Karar sayılı kararı ile tarafların boşanmalarına ve davalı lehine aylık 300 TL yoksulluk nafakasına karar verilmiştir.
Somut olayımızda, davalı kadın boşanma sırasında bir işte çalışmamaktadır. Kendisine aylık 300 TL yoksulluk nafakası bağlanmıştır. Davalının çalışmaya başladığı iş, her an için sona erdirilebilecek bir iş olup, sabit ve güvenceli bir iş değildir. Geçici işlerde çalışmak yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez. Boşanmadan sonra SGK’lı işe girmiştir.Günümüz ekonomik koşullarında aldığı nafaka ile geçinmesi mümkün olmadığına göre; işe girip çalışması zorunluluk arzetmektedir.
O halde;mahkemece, asgari ücretin yoksulluğu ortadan kaldırmayacağı, kaldırma talebi azaltma talebini içermekte olup, bu durumun nafaka miktarının indirilmesinde etken olarak dikkate alınacağı da değerlendirilerek, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır .
SONUÇ : Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
http://kazanci.com.tr/gunluk/3hd-2015-9825.htm
3. Hukuk Dairesi         2013/17968 E.  ,  2014/1918 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : KOCAELİ 3. AİLE MAHKEMESİTARİHİ : 06/05/2013NUMARASI : 2012/559-2013/334Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:Davacı dava dilekçesinde; boşanma ilamı ile davalıya yoksulluk nafakası bağlandıktan sonra davalının işe başladığını belirterek, yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı cevabında; asgari ücretle geçici bir işe başlandığını, babasının yardım ettiğini, hayat standardının yükselmediğini beyan etmiştir.Mahkemece; davanın kabulü ile davalı kadına boşanma ilamı ile verilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.Taraflar arasında görülen boşanma davasının 16.12.2010 tarihinde karara çıktığı, boşanma ilamı ile 150 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği, kararın 2.Hukuk Dairesinin onama ilamı ile 05.04.2012 tarihinde kesinleştiği, bu davanın ise 07.09.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.SGK’nun yazısına göre davalı Fatma, Mayıs 2012 tarihinde, başka bir deyişle boşanma ilamından sonra Kat M.Müh. Ltd. Şti’nde işe başlamış ve aylık 777 TL maaş alıp, kira ödemektedir. Davacı ise F.Otosanda çalışmakta olup, net 1.327,43 TL maaş almaktadır.TMK’nun 176/3.maddesinde; irat şeklinde hükmolunan nafakanın yoksulluğun ortadan kalkması halinde mahkeme kararıyla kaldırılacağı düzenlenmiştir. Davacı yukarıdaki yasa hükmü gereğince; davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı iddiasıyla nafakanın kaldırılmasını istemektedir. Bu durumda, öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durmak gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir (HGK.07.10.1998 gün, 1998/2-656 E, 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları).Davalı (kadın) boşanma sırasında bir işte çalışmamaktadır. Boşanmadan sonra asgari ücret düzeyinde (aylık 777 TL maaşla) işe girmiştir. Aldığı nafaka ile geçinmesi günümüz ekonomik koşullarında mümkün görülmediğine göre; işe girip çalışması zorunluluk arzetmektedir. Aldığı nafaka miktarı ile, çalışarak elde ettiği asgari ücret miktarı toplamı ise, onu, yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir. Zira yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Davacının aylık asgari ücret düzeyinde (777 TL) gelir durumuna göre değerlendirme yapıldığında; davalının (kadının) çalışarak elde ettiği gelir ile aldığı nafaka miktarı toplamının, davalıyı yoksulluktan kurtaracak nitelikte bulunmadığının kabulü gerekir.Bu durumda, davalı kadının yoksulluk durumunun ortadan kalkmadığı ve sürekli olduğu anlaşıldığına göre, mahkemece; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2014/9859
K. 2014/15527
T. 1.12.2014
DAVA : Taraflar arasında görülen yoksulluk ve iştirak nafakasının artırılması veya kaldırılması davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı-k.davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı-karşı davalı vekili dava dilekçesi ile -özetle-; tarafların Ankara 4. Aile Mahkemesinin 2007/1093 Esas, 2008/344 K.sayılı kararı ile boşandıklarını, boşanma kararı ile müvekkili için 150,00 TL yoksulluk, müşterek çocuk için aylık 150,00 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, ağırlaşan geçim şartları, müşterek çocuğun eğitim ve diğer masrafları ile müvekkilinin giderleri dikkate alındığında bağlanan nafakaların yetersiz kaldığını belirterek, müvekkili ve müşterek çocuk için belirlenen nafakaların aylık 500,00’er TL’ye yükseltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı-karşı davacı vekili cevap dilekçesinde; müşterek çocuğa boşanma davasından sonra her türlü bakım, eğitim, sağlık vb.giderlerinin müvekkili tarafından karşılandığını, müşterek çocuğun annesi ile görüşmek dahi istemediğini, buna rağmen davacının iştirak nafakasının artırılmasına ilişkin davasının kötü niyetli olarak açıldığını, davacı için açılan yoksulluk nafakasının açılmasına ilişkin davanın da yerinde olmadığını, davacının özel bir şirkette sigortalı olarak çalıştığını, yoksulluk nafakası şartlarının mevcut olmadığını, müvekkilinin kendi geçimini dahi zor karşıladığını, birikmiş nafaka borcunu dahi ödeyemediğini belirterek, haksız ve kötü niyetli olarak açılan yoksulluk ve iştirak nafakasının artırılmasına ilişkin asıl davanın reddine, karşı davalarının kabulü ile müşterek çocuk B.. için bağlanan iştirak nafakasının boşanma tarihinden itibaren geriye dönük olarak ve davacı için bağlanan yoksulluk nafakasının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; 1) Davacı-karşı davalı ile ilgili davanın takip edilmemesi nedeniyle HMK. 150.maddesi gereğince açılmamış sayılmasına.
2) Davalı-karşı davacının davasının kabulü ile;
a) Davacı-karşı davalı G.. K..’la (B…’la) ilgili olarak Ankara 4. Aile Mahkemesinin 25/03/2008 gün ve 2007/1093 E.- 2008/344 K.sayılı kararı ile belirlenen aylık 150,00 TL yoksulluk nafakasının dava tarihi olan 09/05/2013 tarihi itibariyle kaldırılmasına,
b) Tarafların müşterek çocuğu 1997 doğumlu B.. B..’la ilgili olarak Ankara 4.Aile Mahkemesinin 25/03/2008 gün ve 2007/1093 E.-2008/344 K.sayılı kararı ile belirlenen aylık 150,00 TL iştirak nafakasının dava tarihi olan 09/05/2013 tarihi itibariyle kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
TMK’nın 175.maddesine göre; ”Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.”
Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında; “asgari ücretle çalışılmakta bulunulması” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemiştir (HGK.nun 07.10.1998 gün ve 1998/2-656 E. Ve 1998/668 K,26.12.2001 gün ve 2001/2-1158 E ve 2001/1185 K.sayılı kararı gibi); Yine HGK.nun 28.02.2007 tarih ve 2007/3-84 E.95 K.sayılı kararında da; asgari ücretle çalışılmakta bulunulması yoksulluğu ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilmemiş, bu durum ancak nafakanın miktarını tayinde etken olarak dikkate alınmalıdır.
Yine TMK. 182/2.maddesine göre; “Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır”.
Aynı Yasanın 328/1.maddesine göre de; “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de gözönünde bulundurulur” (TMK. 330/1) hükmü mevcuttur.
Bu madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, iştirak nafakası, velayet hakkı kendisine verilmeyen tarafından, bu hak kendisine verilen tarafa, çocuğun ihtiyaçları için kullanılmak üzere verilen bir nafakadır.
Somut olayda; tarafların Ankara 4. Aile Mahkemesi’nin 25/03/2008 gün ve 2007/1093 E.-2008/344 K.sayılı kararı ile boşandıkları, müşterek çocuğun velayetinin anneye verildiği, davacı-karşı davalı ve müşterek çocuk lehine aylık 150,00 TL nafakaya hükmedildiği; müşterek çocuğun 9.sınıf öğrencisi olduğu ve Alaca Lisesinde okuduğu, dedesi ve babaannesinin yanında kaldığı ve her türlü giderinin dedesi tarafından karşılandığı; davacının-karşı davalının temizlik şirketinde asgari ücretle çalıştığı, kirada oturduğu malvarlığının olmadığı; davalı-karşı davacının yaklaşık 5-6 yıldır yurtdışında çalıştığı, anlaşılmaktadır.
Bu durumda, müşterek çocuğun velayet hakkı davacı-karşı davalı anneye verilmiş olduğundan velayetin değiştirilmesi durumu da söz konusu olmadığından iştirak nafakasında hak sahibi olan davalı annedir. Yine davacının-karşı davalının asgari ücretin üzerinde kendisini yoksulluktan kurtaracak derecede bir gelir elde ettiği de tespit edilememiştir.
Mahkemece; yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek, davalı-karşı davacının davasının tamamen reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değendirme sonucu kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 01.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.